21 Mayıs 2008

Saved rainforest

21 Ocak 2008

Cüneyt Koryürek'e Saygı Duruşu!



Eylül 2007'nin ilk günleri... Yer: NTV Spor Haberleri Servisi... Arkadaşım; Okay Karacan'ı ziyarete gitmiştim. Servise giridğimde, tatlı bir koşuşturma içinde idi herkes. Kimi, seslendirmeden geliyor, kimi, ajanslardan gelen haberleri alıyor, kimi de masa başında haber yazıyordu. O sırada; gerek yazılarından, gerekse ağırlıklı olarak atletizm yarışmalarından ve ilgili tv programlarından takip ettiğim ve basın dünyasının duayenlerinden biri içeri girdi. Cüneyt Koryürek... Bugüne kadar tanışma fırsatı bulamadığım ama hayran olduğum birini, tam karşımda görmek, hem heyecanlandırdı hem de mutlu etti beni. uzaktan, yaptıklarını izlerken, bir yandan da acaba gidip tanışsam diye düşünüyordum. Bir baktım, yanıma gelivermiş. Kibarca elini uzattı ve "merhaba" dedi. Ben de hemen ayağa kalktım ve elimi uzatarak, "teşekkür ederim" diyerek elini sıktım. Kendimi tanıttım. O da (benim O'nu tanıdığımı bilmeden) kendini tanıttı. "Memnun oldum efendim, sizi tanıyorum uzaktan da olsa" diyerek ayak üstü bir sohbete başladık. Yanımda; NTV kameramanlarından Ali Bakır vardı. Konu nereden nereye geldi, hatırlamıyorum ama; birtakım nedenlerden dolayı bayağı kilo aldığını ve eskiden 2 m yukarı sıçrayan bir voleybolcu olduğunu anlatmaya başladı. Sayın Cüneyt Koryürek, hem büyük bir dikkatle, hem de büyük bir şaşkınlıkla Ali'nin anlattıklarını dinliyordu. Tanrının bize vermiş olduğu büyük bir hazine olan BEDEnimize, bu saygısızlığı nasıl yaptığını sordu ve bana da dönerek: "Ya sen güzel kız, böyle güzel bir yüze, bu kilo yakışıyor mu? diyerek yüzümün kızarmasına neden oldu. Ben de; nednelerini anlattım aldığım kiloların. Sorun yemekten değil, hareketsizlikten dedim... Her konuda olduğu gibi buna da cevabı hazırdı zaten. Bu bahane olamaz. Bu yaşta ve bu güellikte birinin, böyle bir kiloda olmaması gerekiyor. Bu işe hemen bir çözüm bulmanız gerek diyerek, Ali ve bana neler yapılması gerektiğini anlatmaya başladı. "Ben, dedi, 40 yıldır 5 kg almışım sadece. Üzerindeki mavi gömleği göstererek, "bunu, ABD'den almıştım 40 sene önce ve hala giyebiliyorum"... Şaşkınlıkla dinliyor ve dediklerini sindirmeye çalışıyorduk... "Peki", dedim, "ne yapmamız gerek?"... "En basit kural: Sofradan aç kalkacaksınız" dedi. "Ve az ama sık yiyeceksiniz. Mutlaka günde 1 saat spor yapacaksınız. Spor yapamıyorsanız, tempolu bir şekilde 45 dakikadan az olmamak kaydı ile yürüyüş yapacaksınız" dedi. Ve, Ali Okancı ile birlikte, hazırlamakta oldukları programın detaylarını görüşmek için yanımdan acele bir şekilde ayrıldı...

Ocak 2008... Şubat ayına az kaldı. Havalar soğuk. Ankara, adeta buz kesti. 20 Ocak 2008'de daha da soğudu içim, kalbim. İliklerime kadar buz kestim adeta sıcak evimde oturuken. "Cüneyt Koryürek trafik kazasında vefat etti..." Bir anda, kimdi Cüneyt Koryürek diye düşünmeye başladım. Şok geçiriyordum. Tekrar tekrar baktım TV'de çıkan habere. Cüneyt Koryürek ölmüştü. Benim; 4 ay önce, tanıştığım, konuştuğum, fikirlerinden istifade ettiğim biri artık yoktu! Kendini bilmez bir trafik canavarı, şehrin ortasında nasıl bir sürat yapıyordu ki, masum ve asla yeri dolmayacak birinin canını alabiliyordu??? Uzun bir süre kendime gelemedim ve kendime geldiğimde de ağlamaya başladım. Yakın değildik, arkadaş bile değildik. Ama, canımdan biri ölmüş gibi yaktı yüreğimi. Yakacak da... O'nu, aramızdan alan trafik canavarı da 3-5 ay sonra, elini kolunu sallayıp, dışarı çıkacak ve yine bir arabanın direksiyonuna geçip basacak gaza! Basın gaza, basın... Durmayın kırmızı ışıklarda, hata sarı ışık yanrken basın gaza ki, kimse sizden önce gitmesin. Basın gaza ki; geçtikçe arabları sol şeritten, en büyük olduğunuz kanıtlansın. Gaza basın ki; yeri bir daha asla dolmayacak insanları alın aramızdan,koparın sevdiklerinden... Gazlayın....

Oysa; ne güzel planlar yapıyordum kendimce. Eylül 2007'de Ankara'ya döndüğümde, kilo vermek için neler yapabilirim diye araştırma yapmaya başlamıştım. İyi bir diyetisyen buldum ve Kasım ayında diyete ve uzun zamandır yapamadığım (Mart 2007'de sağ ayak tendonlarımı koparmıştım. Ve 7-8 ay kadar hareketsiz kalmış ve spor yapamamıştım...) spora tekrar başladım. Ve bugün 21.01.2008... Tam 10 kg zayıfladım. Ve her verdiğim kiloda Sayın Cüneyt Koryürek'in sözleri aklıma geliyor ve daha da istekle bu olaya sarılıyorum. Ve biraz daha kilo verdikten sonra İstanbul'a gitmek ve Sayın Cüneyt Koryürek ile tekrar karşılaşmak en büyük hayalimdi. Bana; farketmeden bir yol çizdiği ve hayatıma yeni bir yön vermemi sağladığı için ona teşekkür edecektim. Kısmet değilmiş. O; artık yok! Gitti. Her iyi insanın olduğu yerde artık. Beyaz bulutların üstünden bize bakarak, her zamanki gülümsemesi ile manen destek oluyor ve olacak. Türk basını ve onu sevenler PUSULA'larını kaybetti. Her zaman doğru yeri gösteren, doğru düşünen ve davranan bir duayen artık yok...

Nur içinde yat Cüneyt Ağabey... Mekanın cennet olsun... Başımız sağolsun...

(yazımın içindeki fotoğrafı, O'nu son gördüğüm NTV'de çekmiştim...)