22 Eylül 2005

www.fortomorrow.org Sokak Çocukları için (orange wristbands 4 homeless children)... Lütfen!


UNICEF Türkiye Milli Komitesi ÖNDERLİĞİNDE VAKKORAMA, CNN TURK VE POWER FM DESTEGI ILE ... "Sokak Çocukları" kampanyasına gelir sağlayabilmek amacıyla hazırlanan For Tomorrow Bilekliği. Küçük boy. UNICEF TMK bağış makbuzu karşılığı dağıtımı yapılmaktadır.

Arkadaşlar, sokaklarda hergün onlarca kimsesiz, tinerci, aç, evsiz vb... konumda pek çok çocukla karşılaşıyoruzdur. Kimi 1 tane mendil, yarabandı satarak, kimi de cam silerek 1 ekmek almak için para kazanmaya çalışıyor. Biliyoruz ki, kazandıkları bu paralar, kendilerine gitmiyor. Ya anaları-babaları (varsa...) ya da kime çalışıyorlarsa ona veriyorlar. Ancak, bizlerin yapacağı bu yardım; direkt olarak onların eline gitmeyecek. Bu yardımın amacı; sokaklardaki çocuklara; belki kalacakları ev yapımında kullanılacak, belki karınlarını doyuracak, belki de okula gidenlere defter, kitap, vb... şeyler almak için kullanılacak. 2 YTL nedir ki? Düşünecek olursak, 2 YTL'yi nerlere harcamıyoruz ki!

Haydi... Yardımınız 1 tık uzakta. Yapacağınız tek şey; UNICEF'in sitesine üye olup, minimum 10 adet bileklik siparşi vermek. Ya da kendiniz giderek (ki satılan yerler sitede belirtilmiş...) istediğiniz adette satın almak...

Milyonlarca $ yardım ettiğimiz depremzede çocukları düşünürsek, 2 YTl için fazla söze gerek yok aslında...



Orange wristbands for homeless children.
The yellow wristband of Lance Armstrong's "Live Strong", Nike's black and white wristband for racism, Live 8's white ones... and now to support homeless children, orange For Tomorrow social awareness wristbands.
Unicef, Ministry of Interior Affairs, Department of Justice and all related departments of the ministry, are in combination to support Unicef's project. Target is 1 million wristbands, 2 YTL each.
The money will be used to raise a fund for homeless and working children to able them continue their education. Target is the maintainence to continue to school, of children between 6-10 years old and to get back to the ones age 10-14, and to support education of their families as well.



DONATION POINTS


VAKKORAMA


VAKKORAMA H2O


W

VAKKO BUTİK


VAKKO


REMZİ KİTAPEVLERİ


D&R


Bodrum Türkbükü Sip a Hoy


www.fortomorrow.org


Turkcell SMS 3005

12 Eylül 2005

Andre Agassi: A True Champion!


Andre Agassi and Roger Federer met for the championship of the 2005 US Open, but this classic late-summer duel was between two guys wearing white hats. Though the New York crowd was resolutely pro-Agassi, trying to will the old man on to illogical new heights, it was impossible to take Rooney's advice. Agassi and Federer are not merely two of the greatest ever to play the game of tennis, they are two genuinely likeable, decent and admirable people who play tennis for a living.
Andre Agassi, the one-time punk with an attitude and now elder statesman of tennis and odds-defying old-timer, keeps adding chapters to an unlikely story. His opponent Roger Federer is the epitome of grace on and off the court.
Federer needed all his guile and grace to defeat the ageless Agassi in a dream match-up that crowned this extraordinary US Open, from which emerged stunningly clear days and nights and inspiring heroes.
On his historic run through a 20th US Open, after receiving yet another cortisone shot for back and hip problems that knocked him out of the French Open and Wimbledon, Andre dared to dream he could win it once more at age 35. He was oldest Grand Slam finalist in 31 years. Though he was forced to meet only one seed, the last of the 32 in the draw, he had to survive three consecutive, grueling five-set matches, in the process, triumphing over two of the hottest players in the game. For a man who might be playing the senior tour, this was by any marker a phenomenal feat.

02 Eylül 2005

Siz siz olun, çocuğunuza göbek adı koymayın :)

Dünyanın kısaca Pablo Picasso adıyla tanıdığı ünlü İspanyol ressamın gerçek adı, ?Pablo Diego Jose Francisco de Paula Nepomuceno Crispin Crispiano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso? idi. 1881 yılında dünyaya gelen ve 92 yaşında ölen Picasso, 78 yıl süren ressamlık yaşamında 13.500 tablo ve desen, 100.000 baskı ve gravür, 34.000 kitap resimleri ve 300 heykel ve seramik yapmıştı. Onun bu yapıtlarının parasal değeri, 500 milyon sterlin (yaklaşık 500 trilyon TL) olarak saptanmıştır.

28 Ağustos 2005

Caddebostan Plajı ve "donlu" günler...

İstanbul'un yıllardır sorunu olan plajları, en sonunda teker teker renove edilmeye ve halka arz! edilmeye başladı. Gözümüz aydın. Bir Ankara'lı olarak, olayları ve yorumları hem gülerek hem de üzülerek izliyor ve okuyorum. Caddebostan ve diğer plajlardaki temizliğin, insan sağlığına etkisi ve olacaklarının konuşulması yerine "donlu" mu "donsuz" mu girmeli (biliyorsunuz yıllar önce TRT spikeri Can Akbel "donsuz günler dileriz! demiş ve işinden olmuştu!", pijama mı daha iyi haşema mı, slip mi silmeden mi!!!! gibi bir sürü içleracısı konuşmalar yapılıyor. Bugün de biri çıkmış TV'de demez mi: Bean Amerika'dan dün geldim, orada da üstsüz güneşleniyorlar. Donla neden denize girilmesin? Yorum bile yapamıyorum bu lafa. Avrupalı ve Amerikalıların her yaptığını yapmaya teşneyiz ya! Onlar şey etse biz de şeyedicez gibi algılıyor yurdum ahalisi. Yurdum insanının "iç çamaşırından " algıladığı, mizah dergilerinde çizilen ve yurdum erkeklerinin %80'inin giydiği beyaz slipler değil ki! BOXER'a eş değer şort mayolar. Bu tür "aparat"lar:) gayet normal. Ama gözlerimizi rahatsız eden, ebadının ve kg.'sunun ne olduğu alenen belli beyaz donlarla elbetteki ne denize ne de havuza girilebilir. Hem görüntü çirkin hem de adab-ı muaşeret kurallarına tamamen aykırı. Ha, gözden ırak bir koyda, kumsalda vb... yerde kimse yokken giyersin donunu (hatta donsuz olarak) girersin denize. Ama topluma açık bir mekanda, ı-ıh! Yassah hemşerim! Bu arada Leman Dergisi'ni de kınıyorum. Dona destek kampanyası ile ne yapmaya çalışıyorlar? Kaldı ki, onların d ayaptırıp, 2 kişiye giydirdiği don, zaten BOXER (ya da şort mayo kıvamında). yurdum erkekleri artık slip ile boxer arasındaki farkı acilen öğrenmeli. Şahsen tercihim: BOXER (3. şahıslara duyurulur!:)) (bu arada 2 resim arasındaki farka dikkat ediniz lütfen)

27 Ağustos 2005

Spiderman T'ye....:)


Siberalem'den bahsetmişken Faruk için yazdığım blog'da; aklıma Spiderman Tarık geldi. Onunla da siberalemden tanışmıştım. Daha doğrusu onunla da bir türlü face 2 face görüşmek nasip olmadı. Onunla da msn'de gelişen ve az da olsa sohbetlerimiz oluyor. O da çok tatlı ve efendi biri. Tam anlamıyla bir hard-worker. Ama bunun yanında eğlence ve gezmeyi de (tabii fırsat buldukça) ihmal etmez asla. Yurtiçi ve yurtdışı olarak ikiye ayrılan gezilerin detaylarını henüz tam olarak dinleyememiş olsam da... Nedense bir türlü kısmet olmadı görüşmek. Ama inanıyorum ki, o da Faruk gibi iyi ve efendi biri. Neden Spiderman adını taktığımı soracak olursanız; uzun zaman oldu, pek hatırlamayasam da, nedeni ağına kızları düşüren biri olarak tanımlanabilir:))))))))))))))))))) Şaka bir yana gerçekten nereden çıktığını hatırlayamıyorum. Böyle bir muhabbet sonrası çıkmış olabileceği kuvvetle muhtemel ancak. Hatta, "eve bile zor gidiyorum. Ne kız görecek halim var ne de kaçamak yapacak" demişti. Ben de şaka yollu "evin etrafı örümcek ağı bağlamıştır artık. takılan yok mu?" gibi bir yorum yapmıştım. Sanırım buradan kaynaklanan bir lakap olarak kaldı. Umut ediyorum ki, haftaya görüşeceğiz. Tabii onun da durumu müsait olursa... Tanıştıktan sonra, hakkında, çok daha fazla şeyler yazabileceğim. (bu arada Fenerbahçe 0-1 Samsunspor ilk yarıda dak. 15 yazarken 1-1 oldu. Gol Alex de Souzaaaaaa...dak.20).
Evet, ne diyordum? Ah, Spiderman T...:) Çok yakın zamanda başlayan arkadaşlığımızın, uzun süreli ve dostluğa dönük şekilde gelişmesini umut ediyorum.
Haftaya görüşmek üzere...:)

Faruk Yar'a ithaf olunur...



Aylar önce, arkadaşlarımdan birinin gönderdiği mail attach'inde "canımgrubum" diye bir adres gördüm. Genellikle bu "grup!" olaylarına fazlasıyla soğuk bakarım. Gün içinde onlarca mail, okuması bir yana, izlemesi ve bakılması gereken bir sürü de ek... Zaman ayırmak bir sorun, teker teker bakmak, beğenilenleri pc'ye almak vs... Ancak, şeytan dürtmesi sonucu kendimi "grup" içinde buldum bir anda. İlk gelen mail adedi 38 idi. Tam tahmin ettiğim gibi olmuştu. Üşenmedim okudum hepsini. Güzel resimler, şarkı sözleri ve linkleri, klipler, komik olay ve resimler vb... derken, hiç istemediğim halde alışmaya başlamıştım. Daha sonraki günlerde, dikkatimi, gruptan biri çekti. Meydan Larousse gibi yazılar yazıyor, üşenmeden bazı program ya da önemli şeylerin açıklamasını yapıyordu. (Hatta bugün ona Larousse Faruk diye hitap ettim). O günlerde, şimdi çoğu insanın kullandığı msn hakkında yine birşeyler yazmış hatta üşenmeyip ne, nasıl, nerede, kim şeklinde de yorum ve açıklamalar yazmıştı. İçimden"ya deli midir nedir? Burada tanımadığı bir sürü insana ciddi kapasiteli yazılar yazıyor, tarifler veriyor. İşi mi yok bunun" bile demiştim. Hatta 18-19 yaşında biri olduğuna o kadar emindim ki! Tamam, yeri geldiğinde ben de bu anlamda (bu kadar geniş olmasa da) yazılar yazar ve yardımlar yaparım ama... Bu yardımın ötesine geçmiş; maksat vatandaşın işi olsun durumuna gelmişti:) Herneyse, benim de aklıma takılan 1-2 soru vardı. Yazdım, gönderdim. Gerçekten de, cevabı gecikmedi. Hatta msn messeneger'a bile eklemiştim adresini. Maile cevap gelince msn'den konuşmaya başladık.
Tam başlangıç tarihini hatırlamasam da, yaklaşık olarak 1998'den bu yana internet kullanan birisiyim. Herkesin başladığı gibi önce ICQ, sonra Yahoo, msn, gmail derken, internetin ciddi ve aklıbaşında kullanıcılarından biri olmuştum. Hatta 1-2 matchmaker sitesinde bile üyeliğim (parasızzzzz, no message, read only! şeklinde) vardı. Eh, matchmaker olur da tanışmak olmaz mı? 3-5 kişi ile tanışıldı, konuşuldu. Yurdumun TOK! erkeklerinin amaçlarını anlamaya başladığımda, olayın ne derece dejenere bir hale geldiğini gördüm. Ve bu tür siteleri, daha çok mesleki anlamda kullanmaya başladım (ciddiyim!).
Ve günlerden birgün Faruk the Larousse ile dediğim şekilde tanıştık. O İstanbul'da oturuyor ne yazık ki. Ben de Ankara'da! Henüz görüşemedik. Ama niyetim var:) Hayatımda gördüğüm en efendi, en aklıbaşında, en saygılı, en beyefendi, en tatlı kişi olduğunu buradan rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta en başlarda, hiç sevmediğim bir sürü kısaltma ile konuşuyordu (fln=falan, oeh=Farukça şaşma, cnm=canım, eet=evet, oké=Farukça ok, asdjlkdjaskldjalksjd=Farukça gülme vs....). Alışmakta ve anlamkta zorluk çektiysem de şimdi bazılarını ben de kullanıyorum. Ama genelde onunla konuşurken. Çok daha romantik oluyor kanısındayım keza:) Larousee the Faruk; web tasarımı ile ilgili manyak güzel işlere imza atmış. Hala da atıyor. Hatta ben de bazı arkadaşlarımla onu tanıştırdım. 1-2 iş aldı bile (ne duruyorsunuz? haydi bakın bakalım: www.farukyar.com). Her konudan konuşmaya, tartışmaya, anlatmaya, paylaşmaya, yaşamaya hazır ve istekli olan bir zat-ı muhterem. Ben de öyle olduğum için (ne megalomani ama!), ısınma süresi kısa oldu.
Şu anda size yazdığım sayfanın hazırlanması konusunda da bana inanılmaz bir yardımda bulundu. Yıllardır isteyip de, bir türlü hayata geçiremediğim web sayfasını CONSTRUCT edene kadar, sizlerle buradan bloglar ile iletişim kuracağım.
Sen, Faruk! Hep böyle kal. Efendi ve oturmuş kişiliğinle lütfen hep yanımda ol (yanımızda demiyorum. Balık burcu biraz kıskanç olur da:)). Allah'ın, özenerek yarattığı kişilerden biri olduğunu biliyorum. Şimdilerde, (bildiğim) sıkıntıların, en kısa zamanda ve süratle aşacağını biliyorum. Bunun içinde manevi olarak yanında olacağımı sakın aklından çıkarma. İnternetin, akıllıca ve amacına uygun kullanıldığında, ne tür pozitif sonuçlar doğuracağını da bu şekilde görmüş oldum. Yaşım 35... Ve sen daha buralara gelemedin. Ama nice 35'im diyenlere ve davrananlara her türlü dersi ve davranışı da vereceğini adım gibi biliyorum. Hayatta istediğin herşey seninle olsun. Bunu başaracak güçtesin... I will always love you no matter what! Despite Tarja:) Tarja da mı kim? Faruk'a sorun; ama yok yok sormayın. Aklına getirmeyin ..:P
..... şimdi biraz işim var. Daha çok şey yazacağım sana:) yaz yaaaaaaaaz lafını unutmadım: pis sıpa...